MAKALE / EVRİM

Dünyadaki en müthiş gösteri


Antik dünyaya dair hevesinizi – Ovid’in ağıtlarını, Horace’ın methiyelerini, Cicero’nun oratoryosundaki haliyle Latince dilbilgisinin güçlü iktisadını, Pön Savaşlarının stratejik inceliklerini, Julius Caesar’ın komuta etme becerisini, diğer imparatorların şehvetli aşırılıklarını aktarmak için sabırsızlanan bir Roma tarihi ve Latince öğretmeni olduğunuzu düşünün. Bu iş zaman, odaklanma ve sebat gerektiren çok büyük bir girişimdir. Ancak politik ve özellikle de finansal güce sahip, uluyan karacahillerin yorulmaksızın öğrencilerinizi Romalıların aslında hiç yaşamadıklarına ikna etmeye çalıştığını ve sınıfınızın dikkatini dağıtarak sizin değerli vaktinizi ziyan ettiklerini düşünün. Asla bir Roma İmparatorluğu var olmadı.Tüm dünya hatırlayabildiğimiz zamandan biraz önce meydana geldi. İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Portekizce, Katalanca, Okkitanca ve Romanş: Tüm bu diller ve lehçeleri bir anda ve ayrı ayrı ortaya çıktılar, ve hiçbirisinin Latince gibi bir temel dille ilgileri yok.

Tüm dikkatinizi klasik dönemi öğretmek gibi asil bir işe yönelteceğinize, vaktinizi ve enerjinizi Romalıların var oldukları savını, ona karşı savaşmakla meşgul olmasanız sadece acıyabileceğiniz kadar cahilce bir önyargıya karşı korumaya zorlanıyorsunuz.

Eğer hayal ettiğimiz Latince öğretmeni çok uç bir örnekse daha gerçekçi bir örneğe bakalım. Sınıfta işlediğiniz 20.yy Avrupa tarihi dersleri, iyi organize olmuş, sağlam finansal kaynaklara sahip ve politik olarak güçlü Nazi Soykırımı inkarcısı gruplar tarafından sansür edilen bir yakın dönem tarihi öğretmeni olduğunuzu düşünün. Hayali Roma-inkarcılarımın aksine, Nazi Soykırımı inkarcıları gerçek. Soykırım inkarcıları seslerini duyurabilen, görünüşte makul ve eğitimli görünmeyi becerebilen bir grup. En az bir tane güçlü ülkenin devlet başkanı tarafından destekleniyorlar ve Vatikan’da en az bir psikopos bu grubun üyesi. Bir tarih öğretmeni olarak sürekli “ihtilafı öğret”menizi, Soykırım’ın bir grup İsrail yanlısı tarafından uydurulan bir masal olduğunu söyleyen “alternatif teori”ye eşit zaman ayırmanızı saldırgan bir tutumla istediklerini hayal edin.

Modaya uyan rölativist entellektüellerin kesin bir doğru olmadığını, Soykırım’ın olup olmadığına inanmanın kişisel bir inanç meselesi olduğu ve konu hakkındaki her fikirin geçerli ve eşit oranda saygı duyulması gerektiğini söylediğini düşünün.

Bugün bir çok fen bilgisi öğretmeninin durumu bundan daha iyi değil. Biyolojinin temel ve yönlendirici ilkesini açıklamaya yeltendiklerinde; canlılar dünyasını tarihi bağlam içine dürüstçe yerleştirdiklerinde-ki bu Evrim demektir; doğanın kendisini araştırıp açıklamaya çalıştıklarında tacize uğruyor, çalışmaları felce uğratılıyor, tartışmaya zorlanıyor, sıkıştırılıyor ve hatta işlerinden atılmakla tehdit edilebiliyorlar. En iyi ihtimalde vakitleri ziyan oluyor. Ebeveynlerden hoş olmayan mektuplar alıyor ve sınıfta beyinleri yıkanmış çocukların cahilce alaylarına maruz kalıyorlar. Kendilerine devlet tarafından onaylanmış ve “evrim” kelimesinin sistematik bir biçimde “zaman içerisinde değişim” olarak sansüre uğratıldığı ders kitapları veriliyor. Bir zamanlar, bu türden olayları “sadece Amerika’da olur” diyerek ciddiye almazdık. Ancak İngiltere ve Avrupa’daki öğretmenler de kısmen Amerikan etkisi yüzünden, kısmen de devletin “çok kültürlü” yapıya olan resmi taahhütlerine ve “ırkçı” olarak damgalanmaktan korkmalarına bağlı olarak okullarda artan İslami mevcudiyet sebebiyle artık benzer sorunlarla karşı karşıyalar.

Sık sık ve doğru olarak üst düzey din adamlarının Evrim’le bir problemleri olmadığı ve bir çok yönden bilim adamlarını bu tartışmada destekledikleri söylenir. Bu, Oxford Psikoposu Lord Harrier’la olan iki ortak çalışmam sayesinde kendimden de bildiğim üzere genellikle doğrudur. 2004 yılında The Sunday Times gazetesi için yazdığımız ortak bir makaleyi şu sözlerle bitirmiştik : “Bugünlerde tartışılacak hiç bir şey yok. Evrim bir gerçektir ve Hrıstiyan bakış açısından baktığımızda Tanrı’nın en muhteşem işlerinden biridir”. Bu son cümle Richard Harries tarafından yazılmıştı, ancak makalenin geri kalanında hemfikirdik. Bundan iki yıl önce, Psikopos Harries ve ben, başbakan Tony Blair’e ortak bir mektup yazmıştık.

Mektupta, ileri gelen bilim adamları ve yedi psikoposun da dahil olduğu Kilise görevlileri Evrim’in öğretilmesindeki problemlere ve Gateshead’deki Emmanuel City Technology College’de Evrim Teorisi’nin bir “inanç meselesi” olarak anlatılmasına dair endişelerimizi dile getirmiştik. Psikopos Harries ve ben, bu mektubu alelacele yazdık ve hatırladığım kadarıyla, mektubu imzalamasını rica ettiğimiz insanların %100′ü mektubu imzaladılar. Herhangi bir bilim adamı ya da din adamı farklı görüş bildirmedi.

Canterbury Başpsikoposu’nun ya da Papa’nın (İnsan ruhunun hangi palaeontolojik dönemde yerleştirildiğine dair fikirler haricinde) ya da eğitimli rahipler ve teoloji profesörlerinin Evrim’le bir sorunları yok. The Greatest Show On Earth – Dünyanın En Muhteşem Gösterisi, Evrim’in gerçek olduğuna dair somut kanıtlara dair bir kitap. Din karşıtı bir kitap olarak tasarlanmadı. Onu yaptım, o başka bir giysi ve burası onu giymek için uygun yer değil. Evrim’e dair kanıtları inceleyen psikoposlar ve teologlar Evrim karşıtlığına son vermişlerdir. Kimisi bunu istemeden, kimisi de, Richard Harries gibi, hevesle yapıyorlar. Ancak konuyla ilgili bilgisi olmayanlar dışında herkes Evrim gerçeğini kabul ediyor.

Tanrı’nın bu sürecin başlangıcında parmağı olduğunu ve sürecin devamında müdahalesi olmadığını düşünebilirler. Muhtemelen Tanrı’nın bizlerin de bir rol oynadığımız gizemli bir amaç uğruna evreni kurduğunu, doğumunu uyum içerisindeki yasalar ve fizik sabitleriyle icra ettiğini düşünüyorlardır.

Fakat, bazı durumlarda kuyruk acısıyla, geri kalanında mutlulukla, düşünceli ve akılcı din insanları Evrim’e dair kanıtları kabul ediyorlar.

Düşmememiz gereken bir hata, eğitimli din adamları ve psikoposlar Evrim’i kabul ettiği için, cemaatlerinin de Evrim’i kabul ettiğini sanmak. Ne yazık ki anketlere göre tam tersi bir durum var. Amerikalıların 40%’ından fazlası insanların başka hayvanlardan evrimleştiğini reddediyor ve bizlerin Tanrı tarafından son 10.000 yılda yaratıldığımıza inanıyor. Bu oran İngiltere’de bu kadar yüksek değil, ancak yine de endişe verici kadar yüksek. Ve bunun bilim adamları kadar kiliseler için de endişe verici olması gereklidir. Bu kitap gerekli. Evrimi reddedip dünyanın yaşının milyarlarla değil binlerle ölçüldüğünü ve insanların bir zamanlar dinazorlarla beraber yaşadığını düşünen insanlara “tarih-inkarcıları” adını vereceğim.

Tekrar ediyorum, bu insanlar Amerikan nüfusunun 40%’ından fazlasını oluşturuyor. Bu oran bazı ülkelerde daha yüksek, bazılarında daha düşük, ama 40% iyi bir ortalama ve zaman zaman tarih-inkarcılarına “yüzdekırkcılar” diyeceğim.

Aydınlanmış teologlar ve Psikoposlara geri dönecek olursak, bu bilim düşmanı saçmalığa karşı biraz daha mücadele etmeleri güzel olurdu. Bir çok vaiz, Adem ve Havva’nın gerçekte yaşamadığını bildiği ve Evrim’i kabul ettiği halde kürsüye çıkarak Adem ve Havva’nın aslında yaşamadığından bahsetmeden Adem ve Havva hikayesinden ahlaki bir ders veriyor. Eğer söyledikleri sorgulanırsa sözlerinin “ilk günah” ya da masumluğun erdemleriyle ilgili sembolik bir anlamı olduğunu iddia ediyorlar. Hatta şaşkın bir ifadeyle kimsenin söylediklerini kelime anlamıyla alacağını düşünmediklerini ekleyebilirler. Peki cemaatleri bunu biliyor mu? Sıralarda ya da seccadede oturan insanlar kutsal kitapların neresini sembolik, neresini kelime anlamıyla alması gerektiğini nereden bilecek? Gerçekten Kiliseye giden eğitimsiz bir insan için tahmin etmesi çok mu kolay? Bir çok durumda cevap net olarak “hayır”dır ve kimse kafası karıştığı için suçlanmamalıdır.

Bunu bir düşünün sayın Psikopos. Daha dikkatli olun sayın Papaz. Dinamitle, patlamayı bekleyen bir yanlış anlamayla oyun oynuyorsunuz – hatta engellenmezse kesinlikle meydana gelecek bir patlamayla. İnsanlara hitap ederken “evet”in “evet”, “hayır”ın “hayır” manasına geldiğini daha net ortaya koymanız gerekmiyor mu? Kınanabilirim korkusuna rağmen, bu çok yaygın yanlış anlamaya karşı dik durup bilim adamları ve fen bilgisi öğretmenlerine destek olmanız gerekmiyor mu? Tarih-inkarcıları da ulaşmaya çalıştığım insanlar arasındalar. Ancak belki daha da önemlisi, bilgiyle silahlandırmaya çalıştıklarım tarih-inkarcısı olmayan ama tarih-inkarcılarını (aile ilişkileri ya da cemaatlerinden) tanıyan ve kendi görüşlerini savunmak için yeterli bilgiye sahip olmayanlar.

Evrim gerçektir. Yerinde kuşkuya, ciddi kuşkuya, akılcı kuşkuya, bilgilenmiş ve zeki kuşkuya yer bırakmaksızın gerçektir. Evrim’e dair kanıtlar, en az Nazi Soykırımına (görgü tanıkları da dahil) dair kanıtlar kadar gerçektir. Şempanzelerle kuzen olduğumuz, maymunlarla daha uzak akraba olduğumuz, aardvark (karıncayiyen) ve deniz inekleriyle daha da uzak akraba, muz ve şalgamlarla daha da uzak akraba olduğumuz… listeyi istediğiniz kadar uzatın. Bu gerçek olmak zorunda değildi. Apaçık bir şekilde, bariz bir şekilde doğru değildi ve bir zamanlar insanların çoğu, eğitimli insanlar bile doğru olmadığını düşünüyordu. Doğru olmak zorunda değildi, ama öyle. Bunu biliyoruz çünkü bunu destekleyen dünya kadar kanıt var. Evrim gerçektir ve kitabım bunu gösterecektir. Saygın hiç bir bilim adamı bunu reddetmemektedir ve hiç bir objektif okuyucu kitabı bitirdiğinde bundan şüphe duymayacaktır.

Neden peki Darwin’in Evrim Teorisi diyoruz ve “teori” kelimesinin bir ödün olduğunu düşünen yaratılışçılara (tarih-inkarcıları, yüzdekırkçılar) bir koz, bir hediye ya da zafer veriyoruz? Evrim teorisi, Heliosentrik Teori (Dünya’nın Güneş etrafında dönmesini açıklayan teori) gibi bir teoridir. İki durumda da “sadece” kelimesi, “sadece bir teori” kalıbında olduğu gibi kullanılmamalıdır. Evrim’in hiç bir zaman “ispatlanmadığı” iddiasına gelince, “ispat” bilim insanlarının güvenmemeyi öğrendikleri bir şeydir.

Filozoflar bize bilimde hiç bir şeyi ispat edemeyeceğimizi söylerler.

Matematikçiler ispat yapabilirler – bir görüşe göre bir şeyi ispat edebilen tek dal matematiktir- fakat bilim insanlarının yapabilecekleri en iyi şey çok uğraştıklarını göstermelerine rağmen bir şeyin aksini ispatlayamamalarıdır. Bazı filozoflara göre Ay’ın Güneşten küçük olması gibi tartışma götürmez bir şeyi bile Pisagor teoreminin ispatlandığı şekilde ispatlamak imkansızdır. Fakat birikmiş haldeki kanıtlar bu açıklamayı öylesine güçlü destekler ki, buna “gerçek” statüsünü vermemek bilgiçlik taslayanlar hariç herkese absürt görünmektedir. Evrim, Paris’in kuzey yarımkürede olması kadar gerçektir. Mantık kasaplarının sözü geçse de, bazı teoriler makul kuşkunun ötesindedir ve biz onlara “gerçek” demekteyiz. Bir teoriyi yanlışlamak için ne kadar titizlikle ve enerjiyle çalışırsanız, teori saldırıyı bertaraf ettiği takdirde, sağduyunun “gerçek” olarak adlandırdığı noktaya aynı oranda yaklaşacaktır.

Bizler suç işlendikten sonra olay yerine gelen dedektifler gibiyiz. Katilin hareketleri geçmişte kayboldu bile.

Dedektifin suçu kendi gözleriyle izleyebilmek gibi bir seçeneği yoktur. Dedektifin yaptığı şey ipuçları toplamaktır ve bunlara güvenmek için yeterli sebeplerimiz var. Ayak izleri, parmak izleri (bu günlerde DNA kanıtları), kan izleri, mektuplar, günlükler var. Dünya şu anda, şu tarih değil de bu tarih doğru idiyse, olması gerektiği gibidir.

Evrim, kaçınılmaz bir gerçektir ve biz bu inanılmaz güç, basitlik ve güzelliği takdir etmeliyiz. Evrim bizim içimizde, etrafımızda, aramızda ve yapıtları geçmiş çağlara ait kayalara gömülü durumda. Genellikle Evrim’in olduğunu görebilecek kadar uzun yaşamadığımızdan suç mahalline olaydan sonra gelen ve çıkarımlarda bulunan dedektif benzetmesine geri döneceğiz. Bilim insanlarının çıkarımlarını yaparken kullandıkları araçlar, tarih boyunca bir suçluyu belirlemeye yarayan tüm görgü tanıklığından çok daha çeşitli, daha ikna edici, daha tartışılmazdır. Makul kuşkuya yer bırakmayacak kanıt mı? Makul kuşku mu? Bu, tüm zamanların en hafife alınmış ifadesidir.

Richard Dawkins 2009 – Eylül ayında çıkacak olan yeni kitabı “The Greatest Show on Earth” – “Dünyadaki En Müthiş Gösteri”‘nin ilk bölümünden alıntı.


KAYNAK: Şüpheci Melek

0 yorum: