Evrim Teorisi : Bir Çocuğa Anlatır Gibi
Evrim teorisi, aslında çok çok basit bir açıklamaya dayanır. Bu çok basit açıklamayı burada çocukların bile anlayabileceği bir dille kısaca anlatacağım.
Evrim’in gerçek olduğunu nasıl biliyoruz?
Evrim teorisi ilk ortaya konduğu zaman eldeki veriler fosiller ve canlılardı. Önce fosilleri ele alalım.
Fosiller
Fosiller, geçmişte yaşamış canlıların kemiklerinin ya da vücutlarının kaya katmanları arasında sıkışıp kalmış ve geçen uzun zaman sonrasında taşlaşmış kalıntılarıdır. Bu nasıl gerçekleşiyor? Bir hayvan ölünce vücudu doğal olarak yere düşüyor. Yere düşen bu hayvanın üstüne zamanla yeni bir toprak katmanı oluşuyor. Zamandan kastım çok uzun zaman. Yüzbinlerce yıl. Tortul kayalar olarak bildiğimiz bu kaya katmanları arasında zaman zaman fosiller bulunuyor ve bilim adamları bu fosilleri inceleyerek ne türden bir hayvana ait olduğu anlayabiliyor.
Peki fosillerin ne kadar eski olduklarını nereden biliyoruz?
Kayaların yaşından.
Kayaların yaşını nasıl hesaplıyoruz?
Radyometrik tarihleme sistemiyle.
Radyometrik tarihleme sistemini açıklarken bir örnekle işe başlayalım.
Diyelim ki bahçenizdeki ağaçtan bir tane elma kopardınız. Daha önceki elmalardan da ağaçtan kopardığınız elmaların her geçen gün bir tane kahverengi çürük lekesi çıkardığını biliyorsunuz. Yani bir hafta sonra elmanızda 7 tane leke var diyelim. Böylece bir elmadaki kahverengi noktaları sayarak kaç gün önce koparıldığını anlayabiliyorsunuz.

Radyometrik tarihleme sistemi de buna benzer bir yöntem kullanır. Kayaların arasındaki radyoaktif maddeler belli bir hızla çürürler. Radyoaktif bir maddeye bakarak ne kadar süredir çürüdüğünü tespit edebiliriz. Bu şekilde bu maddeleri bulduğumuz kayaların yaklaşık yaşlarını da tespit edebiliyoruz.
Burada bir noktayı belirtmekte fayda var. Radyoaktif tarihleme metodu tortul kayalarda işe yaramaz. Çünkü kronometrenin başlangıç anı için kayanın oluştuğu anı bilmek gerekir. Bu da sadece volkanik kayaların yaşlarının radyoaktif tarihleme metoduyla bulunabilmesi anlamına gelir. Ancak fosiller volkanik kayalarda bulunmaz, tortul kayalarda bulunur. Peki bu problem nasıl çözülür? Çok basit, tortul kayaların arasına sıkışan volkanik kayaların yaşlarına bakarak. Bir fosilin yaşını anlamak için başka türden bir fosile bakıyoruz yani.
Sonuç olarak bir fosilin yaşını, içinde bulunduğu kayanın yine içinde bulunan radyoaktif maddelerin yaşını tespit ederek tahmin edebiliyoruz.
Peki bilim adamları buldukları fosillerde ne görmüşlerdir?
Görülen şey, belli yaş aralıklarındaki kayalar arasında bulunan fosillerin farklı yaşlardaki kayalarda bulunmadıkları. Yani X bir hayvanın fosili 200 milyon yıl yaşında bir kayada bulunurken, 300 milyon yıllık bir kayanın içinde Y hayvanı bulunuyor. Ya da 80 milyon yıllık kayaların arasında bulunan Z hayvanı, 70 milyon yıldan daha genç kayaların arasında bulunmuyor. Buradan da Z türünün neslinin tükendiğini anlıyoruz. Dünya’da bugüne kadar yaşamış olan türlerin %99′unun nesli tükenmiştir.
Gerçek dünyadan bir örnek verelim, 65 milyon yıldan genç hiç bir kayanın içinde dinozor fosili bulunmuyor. Bilim adamlarına göre sebebi de 65 milyon yıl önce dünyadaki yaşamın büyük bölümünü silen bir doğal afet yaşandı ve bir çok türün yok olmasına sebep oldu. Bir diğer örnek, 65 milyon yıllık kayalardan daha eski kayaların arasında da belli bir boyun üstünde memeli hayvanlar yok. 65 milyon yıl önceki memelilerin en büyüğü fare kadardı. Büyük memeliler, 65 milyon yıl önce doğal düşmanları dinozorlar ölünce ortaya çıkmaya başlıyorlar.

Memeliler
Bilim adamlarının fosillere bakarak gördükleri bir başka şey, bulunan fosilleşmiş canlıların, bugün var olan canlılara benzer özellikleri olduğu. Benzerlik, fosiller eskidikçe azalıyor. Diğer bir deyişle, 10 milyon yıllık bir fosil, 20 milyon yıllık bir fosile kıyasla, bugünkü modern canlıya daha çok benziyor. 20 milyon yıllık fosil de 50 milyon yıllık fosilden daha çok modern canlıya benziyor. Yani, bugünkü modern canlılar zaman içerisinde yaşamış canlıların adım adım bugünkü hale gelmiş olmuş olması gerektiği çıkarımını yapıyorlar. Ancak tek başına fosiller bunun böyle olduğuna kanıt değil.

Balinaların evrimi : En üstteki tür, en eski fosillerde bulunan tür. Zaman geçtikçe daha üst katmanlarda bugünkü balinalara benzeyen canlıları buluyoruz. Ayakların nasıl zamanlar kaybolduğuna dikkat edin. Bugün bile balinaların arka ayaklarının kalıntıları olan kemikleri vardır.
Modern Canlılar
İkinci kanıt, canlı hayvanlardan geliyor. Modern canlılarda değişimler gözlenmektedir. 150 sene önce Galapagos adasındaki canlıları inceleyen Darwin,aynı kuş türünün farklı coğrafyalarda farklı gaga şekillerine sahip olduklarını farketmişti. Bunun sebebi de farklı coğrafyalarda bulunan yiyecekler. Peki bu nasıl olmuştu?
Kuşlar üredikçe gagası ortamdaki yemlere daha uygun olan kuşlar (ortamda bulunan bir kaktüs türünü daha iyi parçalamayı becerebilen kuşlar) daha iyi beslendi ve daha uzun süre yaşadılar. Bu da daha çok üremeleri anlamına geliyordu. Gagalarındaki farklılık yavrularına da geçti ve bu yavrulardan gagaları ortamdaki yiyeceklerle daha da uyumlu olanlar daha çok beslenip/yaşayıp/üredikleri için bu farklılık daha da belirginleşiyor. Bu süreç tekrarlana tekrarlana gözlemlenen farklı gagalara geliyoruz.

Bu türden farklılıklar başka canlılarda da görünüyor. Buradan hareketle bilim adamları diyorlar ki : canlı türlerinde doğum sırasında meydana gelen değişiklikler (mutasyonlar), canlının ortama uyum sağlamasında pozitif bir etki yaparsa (faydalı mutasyon), bu özellik diğer nesillere de aktarılır. Ortama uyum açısından problem yaratacak özelliklere (negatif mutasyon) sahip olan canlıların yaşama şansı azalacağından bu özelliğin gelecek nesillere geçmesi ihtimali daha düşüktür. Bu şekilde de canlı türleri zaman içerisinde bulundukları ortamla en iyi uyuma yakşalacak şekilde değişirler. Buna da doğal seçilim adı veriliyor.
Bugün yaşayan tüm köpek türleri, tek bir kurt türünden gelmedir. Köpeklerin değişik türler haline gelmesinin sebebi de insanlardır. İnsanlar evcilleştirdikleri köpeklerde istedikleri özelliklere sahip olanları çiftleştirip, istedikleri özelliklere sahip olmayanları çiftleştirmediler ve yaklaşık 20.000 senede gri kurttan Afgan tazısına, St Bernard’dan Chiuaua’ya kadar değişik türlerde köpekler ortaya çıktı. Demek ki canlılar 20000 sene kadar kısa bir sürede bu denli farklılaşabilecek yapıdalar.

Great Dane ve Chihuahua
Bu gözlem, değişik zamanlara ait kaya tabakaları arasında bulunan canlıların farklılıklarını da açıklamaktadır. Zaman içerisinde değişen canlılar sebebiyle bazı canlılar sadece belli dönemlere ait kaya tabakaları arasında bulunmaktadır.
Bu iki noktadan hareketle, Charles Darwin “Doğal Seçilimle Evrim teorisi”ni yazıyor. Tek paragrafta özetleyecek olursak :
Bir türdeki bireylerde doğum sırasında meydana gelen değişiklikler sonucunda bazı bireyler ortama diğerlerinden daha uyumlu olacaktır. Bu daha uyumlu bireylerin üreyip kendi özelliklerini yavrularına aktarması ihtimali daha büyüktür. Benzer şekilde, ortama daha az uyum sağlayabilen canlıların yaşama ihtimali ve dolayısıyla üreme ve özelliklerini sonraki nesillere aktarma ihtimali daha düşüktür. Bu sürece doğal seçilim diyoruz. Bu doğal seçilim sürecini uzun zamana yayarsanız meyadana gelen değişiklikler sonucunda A noktasındaki ilk canlı ile B noktasında son canlı arasında çok büyük farklar olacaktır. Bu farklılaşma sürecine de evrim diyoruz. Bugün gördüğümüz tüm canlılar, daha önce yaşamış canlı türlerinden evrimleşerek bugünkü hallerini almışlardır.
Darwin, Evrim Teorisini ortaya attığı yıllarda DNA’nın varlığı bilinmiyordu. 1950′lerde DNA’nın keşfedilmesiyle Evrim teorisi bir kere daha doğrulandı. Zira DNA incelemeleri sonucunda fosillerde benzerlikleri bulunan canlıların DNA’larının da benzedikleri ortaya çıktı. Örneğin 7 milyon yıl önce son ortak atayı paylaşan şempanze ve insanoğlunun DNA’sının 98% oranında benzediği görüldü.
Peki geriye doğru gittiğimizde ilk canlılar neydi?
Burada fosillere geri dönüyoruz, zira 500 milyon yıl ya da 1 milyar yıl önceki canlıları bilebilmemizin tek yolu, fosiller. Fakat belli bir zamana kadar yaşayan canlıların omurgası, kabuğu vs olmadığı için ondan önceki canlılara ait fosiller çok çok nadir bulunabilmektedir. Yine de bilindiği kadarıyla ilk canlılar tek hücreli canlılardı. Bunlar daha sonra çok hücreli canlılara, sonra da daha gelişmiş canlılara dönüştüler.
Peki tek hücreli canlılar nasıl oluştu? Bu soru aslında Evrim teorisinin cevaplayacağı bir soru değil. Bu konu spesifik olarak “abiyogenez” adı verilen dal tarafından açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Bir görüş, Dünya ilk oluştuğu sırada var olan kimyasal elementlerin bir araya gelerek 3.5 milyar yıl önce organik maddeler oluşturdukları “çorba” teorisidir. Bu görüş aslında makuldur ve laboratuvar ortamında, Dünyanın o zamanki ortamında bulunan inorganik elementlerin bir araya gelerek organik elementlere dönüşebildiği gösterilmiştir. Bir diğer teori de uzaydan Dünyaya düşen meteorlarda bulunan organik maddelerin Dünya’ya yayıldığı teorisidir. Bu da makuldür zira Dünya’ya düşen meteorların üstünde organik elementlere rastlanmıştır. Bu basit organik maddelerin özelliği bunların kendini kopyalayabilen ve enerji tüketen maddeler olmasıdır. Bu özellikleriyle de çoğalıp, çoğalırken değişikliğe uğramışlardır.
Evrim teorisini yanlışlamak çok kolaydır. Örneğin 65 milyon yıllık bir insan fosili, ya da atıyorum 20 milyon yıllık bir köpek fosili ya da basitçe 100 milyon yıllık bir inek fosili bulursanız, evrim teorisini yanlışlayabilirsiniz. 150 senedir bu teoriyi sınayan binlerce bilimadamı Evrim teorisine karşı gelen tek bir fosil, mikrobiyolojik olay, canlı vs bulamamıştır. Bulunan fosillerin, incelenen DNA’ların hepsi, istisnasız hepsi Evrim teorisiyle uyumludur.
Umuyorum bu temel bilgiler Evrim Teorisinin anlaşılabilmesi açısından faydalı olmuştur.
Evrimi anlamak sitesinde daha detaylı bilgiler ve daha güzel resimli anlatımlar bulmak mümkündür.







0 yorum:
Yorum Gönder